Öykü

  • Gardaki deli soranlara meleğini beklediğini söyledi. Mesaj attığını ve meleğe ulaştığını belirtti. “Bana yolu gösterecek. Gideceğimiz yeri bilen o,” dedi. Yolcular yönlerinden emin şekilde delinin etrafından geçiyor trenin peronlarını doldurup boşaltıyorlardı. “Bir konuyu danışmak için cennete gitmiş olmalı. Bu duraktan beni alacaktır,” dedi. “Delinin elindeki güllere bakılacak olursa beklediğini çok üzmüş olmalı,” diye mırıldanan kadınlar…

  • İcra davalarından sıkılmış, adalet namına şiirin avukatı olmaya karar vermiştim. Yan dal olarak bu bölümü okuyanlar vardır. Öğrenci işlerine geldim. Burası Sirkeci’deki tarihi köşe başı büfeleri andırıyor. Sadece ürünleri ve satıcının ellerini görürsünüz. “Bir ciklet ve su,” diyerek ihtiyacımı karşılayacak şeyleri ellerden talep ederim. “Bir şiir avukatlığı bölümü kaydı,” dedim. “Yeni bitti ama gelir. Tekrar…

  • Kiremit sokağındayım. Makyajı fazla yapılmış cepheler yaşlarını benden gizleyemiyor. Büründükleri renklerden ötürü sirke dönen sokaklarından utanıyorlar. Onları anlayacak birilerini bulsalar içeridekileri tükürüp yeni sahiplerinin kollarına kendilerini bırakacaklar. Duvarlar arası çekilmiş ipteki çamaşırları görmemem için camlarına düşen güneşi gözüme yansıtmaya çalışıyorlar. Kendine güvenen birisi göğsünü kabartıyor, dikkatimi çekmek için. Yoldaşlarının dökük kısımlarına bakıp onları mahcup etmemi…

  • Tutabileceği şeyleri avuçlamak için sağa sola yalpalar paçam. Oturduğum zaman yukarıya tırmanmaya çalışır, bacaklarım açıkta kalır. Aşağıda kaldığı için kendini değersiz hissediyor olmalı. Bisiklet sürerken zincirin onu sıkıştırması için can atar. Buz gibi rüzgarın pantolonuma gireceği yöne döner. Önünde eğilmemi istediği için böyle davranıyor. Bağdaş kurduğum sedirden kalkmaya çalıştığımda topuğumun altına girer, beni düşürmeye çalışır.…

  • Kavuşmaları engellemem. Baş ağrısı girsin, dolaşsın ve ağrıtsın. Ellerim saçlarımda gezsin. Başım yere düşsün, gözlerim kapansın. Belki her kavuşmada bir yerler ağrıyordur. Keyfini süren ne bilsin. Hakkıdır, başım da ağrısıyla sarmaş dolaş olmalı. Önce biraz sağ taraf sonra ön ve arkalar… Günümün bir kısmını ağrıtan buluşmalara ayırabilirim. Aşk randevu dinlemez. Hani desem “Randevu al da…

  • “Bu profil fotoğrafındaki kadın piyanist eş istiyor,” dedim. Parayı kucağıma atıp çıkışana bakılırsa fal sonucundan memnun değildi. Pembe saçlı yeni müşteri ağlayarak sevdiği kişinin profil fotoğrafını uzattı. Adamın kızı sevmediğini kollarının oluşturduğu çizgilerden anladım. Ayrıca oturma şekline, bakışlarına ve tişörtünün rengine göre adam bu kızı özleyecekti ama bunu söylemedim. Çünkü falın bir kısmını kendime saklamak…

  • Elime sıktığım sabunun sulu olduğunu anladığımda, taş kesilen yüzümde telaş başladı. Sulandırılan şeyleri sevmem. Elimin temizlenmesi için ihtiyaç olan sabun yoğunluğunu anlamıyor, suya tutunca elimdeki şeyi suluyormuşum gibi hissediyor, tekrar sulu sabundan alıp ovuşturup suya götürüyordum. İnsan neden sabuna su katar? Demek ki süte de su katabilir! Başka nelere su kattı acaba? İnsanlar belli belirsiz…

  • Muhabbet bitmeye yüz tuttu. Kucaklaşma, tokalaşma veya selamlaşma merasimi yaklaştıkça kaygılarım artıyor, konuların uzamasını ve “Geç oldu, gideyim. Hiç kalkmayın,” deyip ayrılmak istiyordum. Muhabbetin son kelimesi, birbirine çarpan insanları ön sırada izleyecek olmasının keyfiyle “Sonuncuyum,” diyerek gelip, odanın göbeğinde yankılandı ve herkes ayağa fırladı. Başka varlıkların da çarpışarak vedalaşanı var mıydı? Melekler bize gülüyor muydu?…

  • “Adınız nedir?” diye soran kasiyerle gözlerimiz kesişti. Sırada bekleyenler de adımı merak ediyordu. “Cenk,” dedim. “Hiç Cenk tipi yok,” homurdanmalarına aldırmadan, kahvemin yapılmasını bekledim. Bu arada diğer müşterilerin isimlerine odaklandım. Fatma, Mert, Cüneyt, Maria, Leyla… Bunlar ne güzel isimler. -Cenk Bey! Cenk Bey! Kahveniz hazır. Leyla isminin kökü gece kelimesinden mi geliyor acaba? Gece kadınsı…