Kokan Sokak

Kiremit sokağındayım. Makyajı fazla yapılmış cepheler yaşlarını benden gizleyemiyor. Büründükleri renklerden ötürü sirke dönen sokaklarından utanıyorlar. Onları anlayacak birilerini bulsalar içeridekileri tükürüp yeni sahiplerinin kollarına kendilerini bırakacaklar. Duvarlar arası çekilmiş ipteki çamaşırları görmemem için camlarına düşen güneşi gözüme yansıtmaya çalışıyorlar. Kendine güvenen birisi göğsünü kabartıyor, dikkatimi çekmek için. Yoldaşlarının dökük kısımlarına bakıp onları mahcup etmemi istemiyor. Dökülmüş kısımlara dokunuyorum. Hizmet ettiği aileler gözümün önünden geçiyor ve koklamaya geldiğimi anlıyorlar. Pencere ve kapılarını kapatıp rüzgarın daha yoğun esmesi için dua ediyorlar. Birisi çoktan koklamayı bitirdiğimi anlıyor. Demir parmaklıkların olduğu penceredeki camı açıyor ve bir çocuk çıkıyor. Ayaklarını sarkıtarak oturuyor. Sokağı tekrar kokluyorum. Geçip gitmemi istiyorlar. Hareket edemeyişlerinin verdiği çaresizliği hissediyorum. Sarsılmak, çığlık atmak ve yıkılmak isteyenler var.

Naftalin. Elbiseleri güvelerden korumak istiyorlar, bir gün giymek için. Bulutun gölgesi düşüyor birinin yüzüne. Kapısındaki aşınmaları görmediğimi varsayıyor. Üstündeki naftalin kokusundan habersiz paltosuyla bir adam sokağa çıkıyor. Elindeki çiçek var. Sevdiği anlayacak, elbise dolabında uzun süredir beklediğini. Yapılar homurdanıyor. Bana sır vermemek için kısa kesiyorlar homurdanmayı. Tekrar ciğerlerime çekiyorum sokağı.

Kabullenme kokuyor. Onu da öyle sevdiklerini belirtiyorlar. Benim de kabul edip görmezden gelmemi istiyorlar. Onlar gibi olursam sokağın efendisi yaparlarmış beni. “Zaman kabullenmeden akmıyor,” diyorlar. Kalıcılar için kabullenmenin önemini fark ediyorum. Bunlar geçiciler için ayıplanacak şeyler. Çürümüş köşelerinde çektikleri ızdırapları görüyorum. Yüzüme acıma ifadesinin gelmesini istemiyorum. Köşedeki kediyle oyalanıyorum. Tekrar nefes almamdan korkuluyor.

Mısırcı geçiyor. Simitçi geçiyor. Pencerelerdeki çiçekler salınıyor. Güvercinlere sokak boyu yem atılıyor. Köpeklere veriliyor artıklar. Çöpler çıkartılıyor. Boyalı cephelerin cumbaları burnumu gözetliyor. Kokluyorum. Kaşlarımı çatıp baktığım evden ötürü hepsi irkiliyor. Köpekler ulumaya, martılar bağrışmaya başlıyor. Güvercinler kanatlarına bakmam için çırpınıyor. Güneş üstüne bulutları çekerek kaçıyor. Boyalı cephelerin kasvetli yüzü karanlıkta belirginleşiyor. Görünür olmaktan, var olmaktan rahatsız olmaya başlıyorlar. Büzüşmesinden anlıyorum. İnsanlar gibi yaşlanıp ölmek istiyor. Odalarında yaşanan fısıldalaşmalar onu hasta etmiş. Pencerelerini yerden ayırmıyor. Burnum görmezden gelemiyor.

Duman kokuyor. Ateşe yakın olmak istiyorlar. Bir şeylerin külleştiğini görmek onları rahatlatıyor. Duman, naftalini bastırıp kabullenmeyi kolaylaştırıyor. Koklamayı zorlaştırıp kokuları karıştırıyor. Kolumdan tutup başka sokağa fırlatacak kadar güçleniyor duman. “Git artık,” diyorlar. Yüzümü yere eğiyorum. Ellerimi ceplerime sokup yavaş adımlarla yürüyorum. Sırtımda sokağı hissediyorum. Her şeyi anlamış olmamı önemsemiyorlar. Diğer sokakları görmemiş olsalar da farklarının olmadığını düşünüyorlar. Ben uzaklaştıkça boyalı cephelerini kabartıyorlar.