“Adınız nedir?” diye soran kasiyerle gözlerimiz kesişti. Sırada bekleyenler de adımı merak ediyordu. “Cenk,” dedim. “Hiç Cenk tipi yok,” homurdanmalarına aldırmadan, kahvemin yapılmasını bekledim. Bu arada diğer müşterilerin isimlerine odaklandım. Fatma, Mert, Cüneyt, Maria, Leyla… Bunlar ne güzel isimler.
-Cenk Bey! Cenk Bey! Kahveniz hazır.
Leyla isminin kökü gece kelimesinden mi geliyor acaba? Gece kadınsı mı?
-Cenk Bey!
Kim bu bağıran? Biri sipariş verip gitmiş mi? O kahve çekirdeklerini toplamak için Brezilyalı kadınların kolları ne kadar yoruldu! Kavurma makinesinin harcadığı elektriği hadi geçelim ya öğüten makinenin eskime payı? Gel ve o kahveyi al Cenk! Sipariş tezgahında yalnız duran bardağın benim olduğunu geç de olsa anladım. Herkes bardağın akıbetini merak ediyor, göz ucuyla dikizliyordu. Biraz salındım, bir şeyi unutmuşum da aklıma gelmiş gibi yaparak mekandan ayrıldım. Kahvecilerde isim sorulması kanun mu? Özentiler! İsmim Abuzettin’i seviyorum. Ritmi güzel. Gel gör ki günümüzde insanların kabul ettiği bir isim değil. Kısaltmayı da denedim. Abu veya zettin gibi. Hangi ara adım insanların beğenisinden kovuldu? Doyasıya “Benim adım Abuzettin,” demek istiyorum ama ardından gelen kahkahalar… İsmim tekrar doğal karşılanacak hale gelmeli! Mesela Pelin hoş isim ya da Orhan ama Murat isminin kalitesi “Murat 131” araçlarıyla alay edildiği için düştü. Doğan ismi de aynı kaderi paylaşıyor. Rezil edilip karanlığa gömülen isimler var. Kurtaracağım seni Abuzettin!
İlk iş bir çizgi film kahramanının adını Abuzettin yaptırdım. Çocuklar “Güç Abuzettin’de artık,” diyor ve isme kahraman vâri değerler atfediyordu. Ardından bir bilim adamının ismini Abuzettin diye değiştirip ona bir buluş yaptırdım. Bahtsız ismim, adlaşamıyor ama markalaşıyordu. Kahveciye gittiğimde ismimi söyleme gücünü toplayıp “Adınız nedir?” diye soran kasiyere “Abuzettin,” dedim. “Abuzettin Kahvesi’nden mi bahsediyorsunuz?” dedi.
İsmim menülerde ürün adı olarak geçiyordu. “Senin tipine göre adın Abuzettin olmalı,” diye bakan sıradakilere rağmen yine “Cenk yazın,” dedim. Adımın özendirme ayarını tutturamamıştım. Abuzerro, Abulatte gibi kahve çeşitleri türemiş, ismimin âhı gidip vâhı kalmıştı. Başka isimler de kahve markası olursa benim adım rahatlar diye düşünüp her şehre isimlere özel mekanlar açtırdım. Arif Kahve, Melek Kahve vb… Birkaç ay evden çıkmayıp ismimle barışık yaşadıktan sonra tekrar bir kahveciye gittim.
-Adınız nedir?
-Abuzettin.
-Beyefendi o patentli bir marka ve rakibimiz. Onu bardağınıza yazamayız.
-Hiç kimse yaz.
-Hiçkimse mi?
-Evet Hiçkimse Bey.
-Deli mi ne? Yazdım adınızı. Sıradaki.
-Deli olan benim öyle mi? Adım patentlenirken bana soruldu mu?
-Hiçkimse bey! Kahveniz hazır.
-Ben sadece kahvemi içmek istiyordum. Deli mi oldum?
-Güvenlik!
-Bırakın beni! Brezilyalı kadınlara ayıp olacak.
