Şiirin Avukatı

İcra davalarından sıkılmış, adalet namına şiirin avukatı olmaya karar vermiştim. Yan dal olarak bu bölümü okuyanlar vardır. Öğrenci işlerine geldim. Burası Sirkeci’deki tarihi köşe başı büfeleri andırıyor. Sadece ürünleri ve satıcının ellerini görürsünüz. “Bir ciklet ve su,” diyerek ihtiyacımı karşılayacak şeyleri ellerden talep ederim. “Bir şiir avukatlığı bölümü kaydı,” dedim. “Yeni bitti ama gelir. Tekrar uğrayın,” deseydi, aklımda burası iyi kalırdı. “Öyle bir bölüm yok,” dedi. “Getirtin o zaman,” diyerek elimi çantamın gözüne attım. Mesele paraysa ödeyeceğimi bilmesini istiyordum. “Bu bölümü daha açmadık, başka üniversite açmış olmalı,” dedi. Para çıkarmak için hareketlendiğim çantanın büyüklüğünü görünce bu bölümü açmaları gerektiğini düşünmüş olmalı ki daha nazik bir cevap verdi.

Bu kıymetli bölüme ayan beyan kayıt alacak halleri yoktu. Gizlice kayıt olmam ve bir parolayla girmem gerekiyordur. “İnce sızı,” dedim. “Af buyurun,” dedi. Af ve buyurun? İkinci yeni akımının imge karmaşasından canlı çıkıp çıkamayacağımı test edecek, sonra mı kayıt alacaktı? Buna dayanamam. Hemen duayen avukatlık teorisyeni hocamı aradım. “Ben şiirin avukatı olmak isiyorum. Bunun formasyonu nereden alınır,” dedim. “Formasyona gerek yok, hemen başla. Zaten kimse sormaz diplomanı. Gereğini yap. Edebiyat sana minnettar!” dedi. Durumu fazla ciddiye aldı ve emrindeki askermişim gibi komut verdi. Yarın arayıp tekmildir, rapordur istemesin diye “Ben bir düşüneyim o zaman,” deyip kapattım ama tabelasını takmış, işe koyulmaya hazır tarihi binadaki büfeci gibiydim.

Mahlas bu camiaya giriş yapmak için önemlidir. Kendime Avukat Ahmet Arif demeli, “3A, mübalağasız savunur” şeklinde tanıtmalıyım. Davayı kazandıktan sonra “Gözlerinde yatmak zindanı, gözlerin hani?” diyerek salondan çıkmalıyım. Nasıl olsa verilecek cezaların çekilen çilesi anca gözlerden okunacak. Birkaç şiir kitabını da yanımdan ayırmamalı, yaptığım savunmanın doruklarında seyircilere fırlatmalıyım.

Artık hakkını savunmam gereken şiirleri bulmalıydım. Sahildeki bir kafeye oturup beklemeye başladım. Giysilerimden avukat olduğumu anlamış olmalılar ki kimse şiir bahsine girmedi. Onları oltalamak için “Toparlanın, çay içiyoruz,” diye haykırdım. Bazıları iç ceket cebinden bana bakan kalemini saklarken bazıları da not defteri hala yaşıyor mu diye yokladı. Bir şeyi kimse savunmazsa diledikleri gibi hırpalıyorlar. Şiirin avukatı da beklenmedik anda kurtarıcı olarak gelmiş, herkesi şaşkına çevirmişti. Bu kafeden dava alabilecek gibi değildim. En azından dostlar alışverişte görsündü ya da düşmanlar ya da müştekiler. Diğer kafelere de girip çıkacak, varlığımdan herkesi haberdar ederek adaletin kılıcı olduğumu gösterecektim. Bu tavrım bile birçok kişinin adaletsizlik yapmasını engelleyecektir.