Sürünürken öğlenden kalmış derinin üstünde gökyüzüne gömülen bedende, kurtçuklar gibiydik gailesiz o yana bu yana yürüyen derisi öğleden kalmış göğe gömülen ölünün üstünde. Gölgeyi çürüklerde buluyor kemiğe yaslanıyorduk. Kokusu bizimkinden kötü de değildi bu bedenin. O yüzden gölge lazımdı önce çürüğün içinde öğleden kalmış deride. Küçüktük derinin üstünde, rüzgar bedenin parmaklarını oynatınca umutlananlar olurdu kanı çekilmiş derinin üstünde. Kalbe doğru sürünenler bir yer edinmiş olduğunu sandı. Ölü göğe gömüldükçe kurtçukları bir tedirginlik kapladı. Üstünde sürünecekleri yeni bir öğleden kalma deri bulmalıydılar. Ölüsüyle göğe çekilenler ve üstünde öğleden önce kalma deride sürünen kurtçuklar yalnız kalacaktı. Bize bırakılan buydu ya da bizim hak ettiğimiz ya da bizim anladığımız buydu öğleden kalma göğe gömülen ölünün dersinde sürünen kurtçuklar olmak. İşlevsiz ellerimizi göğe kaldırmaya değmezdi. Aramızda dilinin söylediğinin gökte karşılık bulanı da pek yoktu. Bu göğe gömülenler olacak iş değildi yoksa. Hıncahınç kalabalıkta sürünüyordu kurtçuklar göğe ürpertiyle çekilirken ölü.
